Yazar: Kerem Uygunpolat

  • Hitler Karşısında Batı’nın Tavizi: Münih Konferansı Üzerine Bir İnceleme

    Baran Deniz Şimşek ve Kerem Uygunpolat

    Münih Antlaşması, yatıştırma politikası eylemleriyle yeni bir dünya savaşını önlemek ve Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler’in (1889-1945) izlediği yayılmacı toprak genişleme politikasına son vermek amacıyla, Bitanya, Fransa, İtalya ve Almanya liderlerinin katıldığı Münih Konferansı sırasında, 30 Eylül 1938 tarihinde imzalanmıştı. Bu antlaşma ile Çekoslovakya’ya bağlı Südet Bölgesi (Sudetenland) Almanya’ya devredilmiştir.

    SÜDET KRİZİ

    Adolf Hitler , Südet bölgesinde yaklaşık üç milyon Alman kökenli insanın yaşadığı Çekoslovakya’ya imrenerek bakıyordu . Nisan ayında , Alman Silahlı Kuvvetleri Yüksek Komutanlığı başkanı Wilhelm Keitel ile Südet bölgesinin ele geçirilmesinin kod adı olan “Yeşil Vaka”nın siyasi ve askeri yönlerini görüştü. “Herhangi bir sebep veya gerekçe olmaksızın, aniden” yapılacak sürpriz bir saldırı reddedildi çünkü bunun sonucu “kritik bir duruma yol açabilecek düşmanca bir dünya kamuoyu” olacaktı. Bu nedenle, kararlı eylem ancak Çekoslovakya içindeki Almanların siyasi ajitasyon dönemi ve diplomatik çekişmelerden sonra gerçekleşecekti; bu çekişmeler daha da ciddileştikçe, ya savaş için bir bahane oluşturacak ya da Almanların yaratacağı bir “olay” sonrasında yıldırım hızıyla yapılacak bir saldırıya zemin hazırlayacaktı. 

    MÜNİH KONFERANSINDA YAŞANANLAR

    Avrupa, son anda savaşın eşiğinden dönmüştür. Gece geç vakitlere kadar Hitler ve Chamberlain telgraf alış verişinde bulunmuşlardı. Hitler, Almanya’nın Südet Bölgesini almak istediğini, ancak Çekoslovakya’nın geri kalanının bağımsızlığını garantileyeceğini önermiştir. İtalya’nın zayıf yeniden silahlanma durumu göz önüne alındığında savaşı geciktirmek isteyen Mussolini’ye bir telegraf gönderilmiş ve Hitler, Münih’te bir konferans düzenlemeye ikna edilmiş ve böylece İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya liderlerinin krizi diplomasi yoluyla çözmek üzere son bir şansa sahip olmaları istenmişti. Hitler, Mussolini’nin önerisini kabul etmiş, Münih Konferansı, 29 Eylül 1938 tarihinde, Münih’te Führerbau binasında düzenlenmiştir. İzolasyonist bir politika izleyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) katılmamış, ne SSCB ne de Çekoslovakya davet edilmişti. SSCB Kızıl Ordu’nun büyük çaplı tasfiyesinden sonra, askeri açıdan herhangi bir işe yaramayacak kadar zayıf olarak değerlendirmişti. İngiltere Başbakanı Chamberlain, SSCB lideri Joseph Stalin’e (1878-1953) güvenmiyordu. Çekoslovak hükümetinin pozisyonu zaten beliydi.İzlenen yatıştırma politikası artık en zor sınavından geçiyordu. Dünya liderleri, 1935 yılından beri, Hitler’in bu son toprak gaspının en sonuncu olmasını umuyorlardı. Bir Dünya savaşından kaçınmak mutlak öncelikti, ancak ne pahasına olursa olsun değildi. Çekoslovakya açısında, Südet Bölgesinin elden çıkarılacak kadar ucuz olduğu düşünülmüyordu. Yatıştırma politikasına şiddetle karşı çıkan bir azınlık da vardı; özellikle de geleceğin İngiliz Başbakanı Winston Churchill (1874-1965). Yatıştırma politikasının gerçek başarı şansının düşük olduğunu düşünenler bile en azından ülkelerine, yeniden silahlanma için, değerli zaman kazandıracağını umuyorlardı. En önemlisi, İngiltere ve Fransa’daki kamuoyu sadece savaş fikrine değil, yeniden silahlanmaya bile karşıydı. Bu bağlamda, Münih Anlaşması herkes için bir rahatlama sağlamıştı, belki de ekonomisi ve silahlı kuvvetleri henüz savaşa hazır olmayan Hitler için bile.Gördüldüğü üzere Hitler’in de silahlı kuvvetlerinin hazırlığı ve sadakati konusunda sorunları vardı. Hitler, konferans günü sabahı Münüh’e giden trende Mussolini ile buluşmuştu, İtalyan lider de Hitler’le aynı fikirdeydi; şöyle ki, o gün ne karar verilirse verilsin, “Fransa ve İngiltere’ye karşı yan yana savaşmamız gereken zaman gelecek”. Önemli görülen diğer bir konu; Başbakanlar Daladier ve Chamberlain’ın konferans öncesinde böylesi bir istişarede bulunmamış olmalarıydı. İkisi de vicdanlarının sesini dinlemiş, Versay Antlaşmasında söz verildiği üzere, bölge kaderinin tayin hakkı için plebisitin hiç almamış olması nedeniyle Südet Bölgesini yasal olarak teslim edebileceklerine ikna edilmişlerdi. O an için, Münih’te dört lider de olası bir savaşı ertelemekten ve her ne pahasına olursa olsun, ertelemekten fazlasıyla memnun kalmışlardı. İronik bir şekilde, savaşa hazır olan tek devlet, orada olmayan Çekoslovakya idi.Münih Konferansında, tercüman Dr. Schmidt ifadesine göre, her bir liderin, oldukça gayrı resmi ve misafirperver bir atmosferde, sırasıyla konuşmasını yapması sağlanmış olmasıydı. Konferans toplantısı, Mussolini’nin, günün erken saatlerinde Hitler’in kendisine önermesini söylediğini bildirmesiyle birlikte birkaç saat sürmüştü. Kısacası, Hitler’e tam olarak istediklerini elde etmişti. Münih Anlaşmasının düzenlenen belgeleri, katılımcı taraflarca (Almanya, Fransa, İtalya ve Britanya) 30 Eylül sabahı, saat 01’de imzalanmıştır.

    MÜNİH ANLAŞMLASININ MADDELERİ

    -Südet Bölgesi, 10 Ekim gününe kadar, Almanya bünyesine katılacak

    Uluslararası bir komisyon, Almanya’nın yeni genişletilmiş sınırlarını tanıyacak

    -Çekler, 10 Ekim gününe kadar, Südet Bölgesini terk edecek ve bölge kaynakları ellerinden alınacak

    -Çekoslovakya’nın geri kalanına bağımsızlık güvencesi verilecek ve plebisit yapılacak.

    -Almanya ve İtalya yeni sınırları tanıyacaklar, Çekoslovakya’nın geri kalan topraklarına yönelik, gelecekte herhangi bir saldırganlığa karşı garanti altına alma sözü verecekler.

    Konferans sonrasında oluşan atmosfer neredeyse neşeli seyretmişti. Fransa Başbakanı Daladier, Nazi liderine savaş anekdotları ve İngiltere Başbakanı Chamberlain’e de balıkçılık hikâyeleri anlatmıştı, ancak “Hitler, her ikisine karşı küçümseme duygusuyla doluydu ve daha sonra onlara “küçük solucanlar” demiştir. İki Çekoslovak diplomat, Büyük Güçlerin ülkeleri konusunda ne yapmaya karar verdiklerini anlamak üzere Münih’e davet edilmişlerdi. Çekoslovakya halkı kendisini tamamen ihanete uğramış olarak hissetmiştir. Hitler, her şeyi taçlandırmak üzere son bir gösterişle, Başbakan Chamberlain’ın hazırladığı ve İngiltere ile Almanya’nın asla birbirlerine karşı savaşa girmeyeceklerine dair söz verdikleri belgeyi gönüllü olarak imzalamıştı.

    MÜNİH ANLAŞMASININ SONUÇLARI

    İngiltere Başbakanı Chamberlain, memleketine döndüğünde, İngiliz halkına gururla “şerefli bir barış” ve “zamanımızda barış” elde ettiğini ilan etmiştir . ABD Başkanı Roosevelt, “iyi adam” diyen bir telgraf göndermişti . Chamberlain, Nobel Barış Ödülü’ne bile aday gösterilmişti. Belki de gelecekteki olaylar göz önünde alındığında ödüllü kazanamamıştır. 1938 yılı Nobel Ödülü, Norveçli kutup gezgini Fridtjof Nansen’ın (1861-1930) kurmuş olduğu, mültecilere yardım etmeye adanmış bir organizasyona verilmişti. Başbakan Daladier de rahatlamış ve çoşkulu kalabalıklarca memleketinde karşılanmıştı. Hitler de, Berlin’de neşeli bir geçit töreni ile karşılanmıştı. Almanya’nın gelecekteki silahlanma Bakanı Albert Speer’e göre Hitler’in takipçileri “liderlerinin yenilmezliğine artık tamamen ikna olmuşlardı” . Alman propanda Bakanı Goebbels de daha ayık bir şekilde şöyle bir ifade kullanmıştı: “hepimiz dipsiz bir kuyunun üzerinde bir ipte asılıydık, şimdi artık ayaklarımızın altında yeni bir zemin var… herkes barışı korumaktan çok mutlu”. Günlük yazarı Yahudi Victor Klemperer bile 05 Ekim tarihli yazısında Hitler’in stratejik bir harika yarattığını kabul etmişti: “Münih, Hitler’in Austerlitz’i olmuştur.Yani; Napolyon Bonapart’ın (1769-1821) 1805 yılında Austerlitz Muharebesinde kazandığı büyük taktik zaferine bir gönderme.Südet Bölgesi, 05 Ekim 1938 tarihinde Almanya topraklarına dâhil edilmiş ve Henlein Gauleiter bölge valisi olarak atanmıştı. Polonya, Ekim ayının ikinci haftasında, Teschen Bölgesinin doğu kısmını ele geçirmişti (Çekler için Cesky Tesin, Polonyalılar için Ciesyn). Slovakya, 14 Mart 1939 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiş – Hitler, bu hareketi Çekoslovakya’yı parçalamanın bir yolu olarak teşvik etmişti – ancak Başkan Josef Tiso (1887-1947) yönetimi döneminde Almanya’nın adeta müşteri devleti haline gelmişti. Alman askeri güçleri, “düzeni yeniden sağlamak üzere davet edildikleri” gerekçesiyle 11 Mart günü bölgeye girmişlerdi. Macaristan, Rutenya’nın Güney kısımını ve Slovakya’nın Güneydeki bir kısmını ele geçirmişti – bu alanların her ikisinde de büyük oranda veya çoğunlukla Macar nüfusu vardı. Münih süreci, aslında Çekoslovakya’yı kurtarmamış, aksine yok etmiştir.Geçmişe dönük sonradan yapılan bir değerlendirmeye göre, Münih Anlaşmasının aslında bir hata olduğu anlaşılmıştır. Almanya’nın daha da güçlenmesinden önce Hitler’in reddedilmesi kaçırılmış bir fırsat olmuştur. Robert Boothby’nin özlü bir şekilde ifade ettiği gibi: “Münih süreci, İngiliz ve Fransız tarihinin en büyük felaketlerinden biridir”. Önemli bir durum olduğu için belirtmekte fayda vardır; tarihçi A.J.P. Taylor’ın ifade ettiği gibi, “Münih politikası zaten başarısızlıkla sonuçlanacaktı, taraflar bunun başarısız olacağını beklediklerini duyuruyorlardı. Aslında hiçbir taraf, daha sonra iddia edildiği üzere, açık görüşlü değildi”. Tarafların bu aldanma hali, Hitler’in Münih sürecinde gerçek başarısı olmuştur. Oysa İkinci Dünya Savaşı (1939-1945), Almanya’nın neredeyse tamamen yok edilmesiyle sonuçlanacaktı, bundan dolayı da, Hitler’in sahte bir zaferi söz konusudur. Sonuç olarak Çek Südet Bölgesi Almanya’ya devredilmiş, Çeklerin bölgeyi terk etmesi, Stalin’in Almanya ile ittifak yapmaya zorlanması ve Hitler’in bu yatıştırma politikasından cesaret alarak Çekoslovakya’nın geriye kalan toprakları ele geçirip Polonya’ya saldırması ve böylece İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması şeklinde olmuştur.

    Sonuç:Günümüz modern batı dünyasının öncü ülkelerinin birinci dünya savaşındaki pirus zaferlerinin üstüne savaştan kaçınmak adına günümüz uluslararası hukukun kutsal sayılan ilkelerinden devletlerin bağımsızlığı ve bütünlüğü ilkesini ayaklar altına alarak gözünü kan bürümüş bir dikdatörün yayılma arzusuna boyun eğmiş hatta o dönem İngiltere Başbakanı Chamberlain’in ülkesine döndüğünde anlaşmayı eliyle yukarı kaldırıp bir zafer gibi nitelendirmesi ironik bir şekilde bir yıl sonra Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle ikinci dünya savaşına yol açmıştır. Daha sonrasında İngiltere Başbakanı olacak olan Winston Churchill’in Chamberlain’e hitaben söylediği şu söz çok ünlüdür: “Savaş ile onursuzluk arasında bir seçim yapmanız gerekiyordu. Onursuzluğu seçtiniz ve savaşı bulacaksınız.”

    Kaynakça:https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-22821/munih-antlasmasi/